6 Ocak 2010 Çarşamba

ECE İLE KEÇE


Zarifoğlu okuyan ufaklıklar!
Macera dedik çünkü “Ece ile Keçe” sürekli maceradan maceraya koşuyorlar. Bazen Orta Çağ’a gidiyorlar bazen aşure pişirip satıyorlar.

Şimdiki çocuklar çok şanslı. Bariz bir klişe cümle kurarak söze başlamış olsak ve bu sözün kudretsiz olması çocukların çok şanslı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çocukların artık; tematik ve gayet ahlaklı yayın yapan kanalları var, sadece çocuklara özel yayınlar yapan kitapçıları var. Buraya, geri dönmek üzere bir mim koyalım.

Ece ile Keçeİlkokula giderken TRT’de yapılan bir programı çok severdim. Bir kitabı bir yerine kadar okurlar ve devamını getirmezlerdi. Sonunu merak eden kitabı alıp okumak zorundaydı. Baştan son okumak değil de belki bir özet sunum yaparlardı; bilemiyorum. Köyde yaşadığımız için o kitaplara hiç ulaşamadık. Sadece Jules Verne tarafından yazılmış bir kitabı ilçede bulduğumuzu da hatırlıyorum.

Çim Adam Yayınları bahsi

Çocuk yayıncılığına bir mim koymuştuk. Çocuk yayıncılığı genelinde Çim Adam Yayınları’ndan bahis açacağım. Çim Adam, Şule Yayınları’nın bir markası. Şule Yayınları daha önce Şule Çocuk adında bir dizi halinde kitaplar yayınlıyordu. Çim Adam ise derli toplu ve daha profesyonel bir çalışma. Bunu nereden mi anlıyoruz? Elbette ilk neşrettiği kitaplardan. Kitapları incelediğiniz zaman gözünüze ilk olarak bir “özen” çarpıyor.

Dağıstan Çetinkaya, 1970 doğumlu bir çizerimiz. Kişisel tarihçesinde Gırgır, Cıngar , Hıbır ve Ustura gibi mizah dergileri var. Ayrıca bir çok gazetede karikatür ve illüstrasyonları yayımlanıyor. İşinin ustası.

Ece ile KeçeZaman Arkadaşım’da başladılar

Ece ile Keçe ise 2003 doğumlu iki çizgi karakter. İlk olarak Zaman gazetesinin eki olan Arkadaşım’da çizildi. Çocuklar tarafından çok beğenildiğini de eklemeliyim. Ece, kız olanı. Abla. Derslerini dinleyen, Keçe’yi maceralarda kollayan bir abla. Macera dedik çünkü “Ece ile Keçe” sürekli maceradan maceraya koşuyorlar. Bazen Orta Çağ’a gidiyorlar bazen aşure pişirip satıyorlar. Hayal gücünün sınırı yok.

Zarifoğlu okuyan ufaklıklar

“-Günaydın arkadaşlar, bugün dersimizin konusu, çocuk edebiyatı ve çocuk kitapları. Bu sebeple çocuk edebiyatına önemli eserler bırakan bir edebiyatçımızı dersimizde ele alacağız; Cahit Zarifoğlu. Bu önemli edebiyatçımızın hayatını ve eserlerini öğreneceğiz” Bu cümleleri “Ece ile Keçe” dizisinin “Karne Tatili” kitabından aldım. Maceranın devamında Ece, Cahit Zarifoğlu’nun tüm kitaplarını bulup okuyor. Keçe ise klasik aylaklıklarını yaparak bir bilgisayar oyununa hapsoluyor.

İşin özeti “Ece ile Keçe” 10 kitap olarak Çim Adam Yayınları tarafından yayınlandı. Şimdiki çocuklar çok şanslı çünkü onlar için çizen, onlar için yazan, onlar için yayın yapanlar var.

"Ece ile Keçe" karikatürleri için tıklayın.

(www.dunyabizim.com'a teşekkür eder, tarçınlı şeker ikram ederiz.)

26 Aralık 2009 Cumartesi

Çocuklar doğal aşısını kaybetti



Çocukluğumuzun vazgeçilmez oyunları arasında arkadaşlarımızla ayakkabılarımıza kum doldurup oynamak vardı. Kumdan evler, kaleler yapmaya bayılırdık.




Bu oyunları oynarken her yerimiz toz içinde kalır ve eve gittiğimizde annemizden güzel bir azar işitirdik. Bazen bu azarlamalar birkaç şefkat tokadıyla da süslenirdi! Ama yine de siz annenize teşekkür edin, iyi ki sizi eve hapsedip çocukluğunuzu yaşamanıza engel olmamış. Neden mi? Doğayla iç içe büyürken farkında olmadan bünyeniz de güçleniyor.

Sokakta birçok arkadaş ediniriz ancak bir de görmediğimiz arkadaşlar var ki, onlarla ilk tanışmamızda bizi yatağa bile düşürebilirler. Bu arkadaşlar ya kum oynarken elimizden tutarak vücudumuza girerler ya da terleriz, biz davet ederiz onları tanışmaya. Ancak ilerleyen zamanlarda anlarız ki o arkadaşımız sandığımız kadar kötü değilmiş. Bir kaç gün yatağa hapsolmaya da değermiş. Kim mi bunlar? Tabii ki virüs ve mikroplar. Çocukluğumuzda sokaklarda tanıştığımız virüsler sayesinde ilerleyen yaşlarda birçok hastalığı ayakta geçiririz. Çünkü onlar küçük yaşta vücudumuza girdiği için bağışıklık sistemimizi güçlendirmiştir.

Kış ortasında ayakları çıplak

Dikkatinizi çekmiştir muhakkak. Roman çocukları, kış aylarında bile çırılçıplak ayaklarla sokaklarda gezer, kısa kollu tişörtler giyerler. Ama yine de hasta olmazlar. Köyde yetişen çocukların da yanakları al aldır. Bütün bunların sebebi hep aynı; her türlü virüse karşı vücutlarının dirençli olması.

Günümüzde ise korumacı ebeveynler yüzünden çocuklar adeta akvaryum içinde büyütülüyor. Bu da ilerleyen yaşlarda kolay hastalanmalarına neden oluyor. Pedegog Sevil Gümüş'e göre 'çocuğumu koruyayım' diyerek kılı kırk yaran anne ve babalar, onlara iyilik değil, kötülük yapmış oluyor. Sokaktan uzak yetişen çocuk hem sosyal hem de biyolojik olarak gelişimini tamamlayamıyor. Çocuğun aklı ermeye başladığı yaşlarda muhakkak kuralsız ortamda yaşıtlarıyla bulunması gerekiyor.

Sevil Gümüş, ailelerin çocukları tek başına yetiştirmeye başladığına dikkat çekiyor. Hayatın yoğun temposuna artık çocukların da ayak uydurmak zorunda kaldığını aktaran Gümüş, "Okul, dershane derken çocuklar tüm gününü dört duvar arasında geçiriyor. Ebeveynler çalışıyorsa gün içinde çocuk anneanne veya babaannede kalıyor. Yani yine dört duvar arasına hapsediliyor. Çocuklar adeta sokağa hasret büyüyor." diyor. Çocukların 1,5 aylık olduktan sonra her gün muhakkak dışarı çıkartılması gerektiğini anlatan Gümüş, buna bebeğin biyolojik olarak ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Memorial Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Ercan Tutak, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan ülkelerde virüs hastalıkları ile alerjik hastalıkların ön plana çıktığını, geri kalmış ülkelerde ise bakteri ve parazit hastalıklarının yaygın görüldüğünü dile getiriyor. Gelişmiş ülkelerde dezenfektasyon olduğunu aktaran Tutak, bu yüzden çocukların aşırı derecede steril ortamda kaldığını ve ilerleyen yaşlarda alerjik hastalıkların çok görüldüğünü ifade ediyor.

Çocukların mikroba da ihtiyacı var

Virüsler bize sadece zarar vermiyor. Vücudumuz için gerekli mikroplar da var. Çocuklar da biyolojik olarak bu mikroplara ihtiyaç duyuyor. Bu sayede vücudun direnci artıyor ve bağışıklık sistemleri güçleniyor. Ancak gereksiz yere ve fazla alınan antibiyotikler bu mikropları öldürüyor.

***

Avrupa'da aile uyarılıyor

Avrupa ülkeleri, bebeklerin ve çocukların sokağa çıkartılmasına büyük özen gösteriyor. Bu nedenle aileleri, çocukları her gün gezmeye götürülmesi konusunda uyarıyor. Bunun hem çocuğun gelişimi hem de sosyalleşmesi açısından önemli olduğu vurgusu yapılıyor. Dışarıya çıkarmadığı tespit edilirse aileye ihtar çekiliyor. Uyarılar yine dikkate alınmazsa devlet çocuğa el koyabiliyor.

Çocuk parklarında toprak yok

Belediyelerin yapmış olduğu çocuk parklarında yeterli derecede yeşil alan ve kum sahaları bulunması gerekiyor. Türkiye'de ise parklar sadece oyun alanları ile sınırlı. Bu alanlar son dönemlerde kauçukla kaplandığı için çocuklar kum havuzlarından ve doğal ortamdan uzak kalıyor. Avrupa'da çocuklar için oyun parklarının yanı sıra yeşil alanlar ve kum havuzları var.

Evdeki çocuklar obez oluyor

Anasultan Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sabahat Uçar, evde yetişen ve bilgisayar başında olan çocukların obez olduğunu belirtiyor. Bunun ilerleyen yaşlarda kalp ve şeker hastalıklarına neden olduğunu vurgulayan Uçar, "Evde oturan çocuk daha az enfeksiyöz ajanla karşılaşıyor. Kreş ya da okul gibi toplu ortama çıkan çocuk burada bulunan virüslerden daha çabuk etkilenip hastalanıyor." diyor. ZAMAN

KAZIM PIYNAR

21 Aralık 2009 Pazartesi

Ece ile Keçe'nin çizerinden


Ödüllü çizer Dağıstan Çetinkaya'nın üç yıldır çizdiği Ece ile Keçe karakteri çizgi roman oldu. Çetinkaya, Ece ile Keçe'yi, kendi çocuklarına bakarak çizdiğini anlatıyor.

Ece ile Keçe'yi çizerken çocuklarımdan esinlendim


Kübra sönmezışık'ın haberi

Türkiye'nin sayılı illustrasyoncuları arasında yer alan Dağıstan Çetinkaya ödüllü bir çizer. Son üç yıldır çizdiği çocuk çizgiroman karakteri olan Ece ile Keçe en sevimli çizimlerinden. Çetinkaya, konuya çocuk çizgiromancılığını anlatan bir cümle ile giriş yapıyor: 'Türkiye'deki çizgi romanların yanın ortamları çocuk dergileri. O yüzden benim ortaya çıkardığım çizgi romanlar çocuk dergilerinde hayat buldu.'diyor. Daha önceden de Böcekhistan, Kelile ve Dimle, Nurcan gibi karakterleri çizen Çetinkaya, Ece ile Keçe'nin onlardan farkını şöyle anlatıyor: 'Çizgiromanlar, aylık yayınlanır ve bu yüzden başlayıp biten öyküler içerir. Fakat Ece ile Keçe, haftalık bir dergide yayınlandığı için 'devamı haftaya' öyküleri yazabiliyorum. Böylelikle içinde hem macera hemde mizah olmuş oluyor.'diyor.

ÇİZİMLERİMDE ÖĞÜT VERMİYORUM

Türk aile yapısını gözönüne alarak çizdiğini söyleyen Çetinkaya, Ece ile Keçe karakterini de kendi çocuklarından esinlenerek oluşturduğunu söylüyor ve ekliyor: 'Toplum olarak koruyucu bir aile yapımız var. Abi ya da abla diğer ufak olan kardeşini korur. Ece ile Keçe de burada bir denge unsuru oluşturuyor. Türk aile yapısından yola çıkarak bu karakterleri oluşturdum.' Çetinkaya bu iki karakterin özellikleri üzerinde de şöyle duruyor: 'Sınırları zorlayan yaramaz bir kardeş, onu uyaran, tolere eden bir abla var.' Kendisinin üç oğlu olduğunu söyleyen çizer, karakterlerden büyük olanını neden kız seçtiğini ise şöyle anlatıyor: 'Kızlar daha koruyucu bir kimlik üstlendikleri için Ece karakterini abla olarak konumlandırdım.' Çizer, bu çizgiromanları hazırlarken çocukların öğütlerden hoşlanmadığını belirterek, çizimlerinde böyle bir amaç gütmediğini söylüyor ve 'Çocuklara doğru ve yanlış çelişkisini mizahi bir dille ortaya koyduğunuzda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu zaten onlar ayırabiliyor.'diyor. Çetinkaya, yapmaya çalıştığı şeyi ise şöyle özetliyor: 'İnsanın doğasında olan şeylerin, fıtratını bozmaması gerektiğine vurgu yapmaya çalışıyorum. Fıtrat olarak yanlış yapmaya müsaitiz. Ama en önemlisinin doğruyu bulabilmemiz olduğunu anlatmaya çalışıyorum.'

ÇOCUKLARA ÇİZMEK DAHA ZOR

Bugüne kadar yurt dışı kaynaklı çizgiromanların tercüme edilerek geldiğini, çocukların 'Bugs Bunny' kültürüyle büyüdüğünü belirten Çetinkaya, kendi kültürümüze ait çizgiromanların yapılmamasını şöyle eleştiriyor : 'Nasrettin Hoca ve Keloğla'nın bırakın çizgi filmini yapmayı, daha çizgiromanını yapamamışız. Eğer biz bu tarz örnekleri çoğaltabilirsek bu animasyon, çizgi filme bir altyapı oluşturacaktır.' Kendi yaptığı çizgiromanların bu alanda önayak olacağını vurgulayan Dağıstan Çetinkaya, Ece ile Keçe'yi kendi aile yapımızı, örf ve adetlerimizi, kırmızı çizgilerimizi içeren bir çizgiroman olarak anlatıyor . Ece ile Keçen'in animasyonunu yapmayı da istediğini söyleyen çizer, animasyon çalışmasının ekiple olabileceğini bu yüzden bu projenin uzun zaman alacağını belirtiyor.

Gazetenin yorum sayfasına gündem siyasetini çizen Dağıstan Çetinkaya, çocuklara mı yoksa yetişkinlere mi çizmenin, onu daha çok tatmin ettiği sorusuna şu cevabı veriyor: 'Birbirinden farklı alanlar olduğu için bu çeşitlilik bana zenginlik katıyor. Çocuklara çizmek biraz daha hassasiyet ve sorumluluk gerektiriyor. Bir o kadar da zevkli bir alan; çünkü çocukların yetişkinler gibi önyargıları yok. Daha saf dünyaları olduğu için onların doğru yakalayabileceği bir takım kıstasları gözönüne almak gerekiyor.' diyor.


yazının orjinali burada.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Büyüdük "com" olduk

Ya da belki de "toparlandık, taşındık" demeliyiz. Evet, evet. Artık sizlere www.cocuklarbizim.com adresinden ulaşacağız. Çocuklar için kitaplar, dergiler, görsel yayınlar ve etkinlikler olacak yine sitemizde. Fakat burayı, ilk göz ağrımızı da tamamen terketmeyelim diyoruz. Çocuklarla ilgili güncel haberleri de buradan ulaştırmaya çalışacağız. Çok karışıklık olursa, bir başka çare düşünürüz :)

Hadi bakalım, yeni yerimize bekliyoruz: www.cocuklarbizim.com

11 Aralık 2009 Cuma

sözün özü

"Yumuşak davranamayan kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır."
(müslim, birr, 74-76)

Çocuk eğitimi sabır işi. Çünkü sermaye önemli, kar çok büyük. Bu yüzden çocuklarımızla ilgilenirken daha sabırlı, daha yumuşak olmaya gayret edelim. Belki son bir gayret yeterli olacaktır...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Üç Haydut ve Sarı Saçlı Bir Kız



Bu ayın çocuk dergilerine bakınırken, büfede bir çizgi film gördüm. Hamburg Çocuk Filmleri Festivali’nden izleyici ödülü, Chicago Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali’nden de Animasyon ödülü aldığını okuyunca ilgim daha da bir arttı. Zaten kapağındaki çizimler de gayet şirin görünüyordu. Eh, fiyatı da uygun olunca hemen aldık.


Bu çizgi film “Üç Haydut” (DIE DREI RÄUBER) adını taşıyor. Yetimhaneye götürülürken karanlık ormandaki üç haydut tarafından rehin alınan Tiffany’nin hikayesi. Aslında Tiffany rehin alınmıyor, kendisini rehin aldırıyor. Çünkü yetimhaneye gitmek onun için kabus gibi. Aslında zaten, oradaki çocuklar da kabusa benzer bir hayat içindeler. Kötü teyze tarafından zorla çalıştırılıyorlar. Neyse ki, Tiffany hem haydutların, hem de yetimlerin hayatını değiştiriyor. Karanlık sahnelerle başlayan çizgi film, çiçekli, pastalı, rengarenk görüntülerle bitiyor.


Bu animasyonu 7-9, 9-12 yaş grubu çocukları rahatlıkla izleyebilir kanısındayım. Bir de hala çocuk ruhunu kaybetmeyenler tabi ki.


Fragman burada.

8 Aralık 2009 Salı

Allah'ın İsimlerini Öğrenelim




Allah'ın isimlerini, esma-ül hüsnayı öğrenmek için tavsiye edilen birçok metod var. Fakat her halükarda sık tekrar ve göz önünde bulundurma gerekli oluyor sanırım. Özellikle bu isimleri öğrenmek isteyen çocuklar için güzel bir proje düşünülmüş: esma-ül hüsna bahçesi. Oluklu karton üzerine, yine kartonlardan oluşturulan çiçekler yapıştırılmış. Her çiçeğin yaprağında bir isim mevcut. Şimdiden kolay gelsin.


Related Posts with Thumbnails